|
Bir yılın ardından |
|
|

Osman Çutsay / Ömer Yaprakkıran
YeniGün Avrupa, bu sayısıyla birlikte, aslında bir yıldan çok daha uzun bir zamanı ardında bırakıyor. Eğer "sıfırıncı" veya "tanıtım" sayısını da işin içine katarsak, bir buçuk yıla yakın bir süredir yürüyoruz. Bir yerlere doğru gidiyoruz.
|
|
Devamını oku...
|
|
Londra’dan görülen Türkiye: Yıkıma doğru! |
|
|
Mustafa Kemal Erdemol ile yeni kitabı üzerine
 LONDRA – Çalışmalarını uzun yıllardır İngiltere’nin başkentinde sürdüren gazeteci ve yazar Mustafa Kemal Erdemol, kısa bir süre önce son kitabı “Aklını Yitiren Türkiye”yi (Cumhuriyet Kitapları) okur karşısına çıkardı. Bir emperyal başkentin sokaklarından ve okuma odalarından Türkiye’deki dramatik gelişmelere aklı ve kalemiyle müdahale eden Erdemol’a göre, solsuzluk ve sosyalist bir iradenin etkisizliği, Türkiye’yi adım adım bir uçuruma sürüklüyor. Mustafa Kemal Erdemol, Londra’dan baktığında nasıl bir Türkiye gördüğünü ve aklın yitirilme biçimlerini anlattı.
|
|
Devamını oku...
|
|
Çifte vergilendirmenin çoklu anlamı |
|
|
İrfan Ergi
Çifte vergilendirmenin önlenmesi anlaşmasını diplomatik teamüllere aykırı biçimde tek taraflı iptal eden Federal Almanya, Türkiye’yi kendisi için daha avantajlı bulduğu güncel OECD standartlarında yeni bir anlaşmaya zorlama amacına ulaştı. Parafe edilen ve mevcut anlaşmanın bitimiyle 1 Ocak 2011 tarihinde derhal yürürlüğe girecek bu yeni anlaşmayla, Almanya’dan Türkiye’ye yatırımlar cazibesini yitiriyor. Almanya’daki Türklerle, Türkiye’de yatırımı bulunan Almanların daha büyük bir vergi yükü altına girmesine rağmen, artık iyice kan kaybeden ve kalitesini yitiren Avrupa Türk basını, anlaşmayı başarı olarak değerlendirme yanlışına düştü. İşin özü bu. Ancak, özü oluşturan süreç, nedenleri ve gelişimi de konunun özü kadar ilginç boyutlar taşıyor… “Nedeninden” başlayarak bir ufuk turuna çıkalım.
|
|
Devamını oku...
|
|
Küçültülecek Türkiye'ye adres arayanlar ve karşıtları |
|
|
Osman Çutsay
Federal Almanya'da, ABD ve İsrail politikalarının neredeyse kayıtsız şartsız destekçilerinden bir gazeteci ve yazar, yayıncısı olduğu haftalık sosyal demokrat gazete "Die Zeit"ın haziran ayındaki son sayısında (24 Haziran 2010, Nr. 26), Türkiye'nin "Amerika ve Avrupa'daki müttefiklerinden yüz çevirmekte olduğunu" yazdı. Geçen yüzyılın kanlı trajedisi, Yahudi soykırımı, kapanırken Polonya'da bir gettoda başlayan ömrü ve inancının da etkisiyle olmalı, müfrit Amerikancılığıyla tanınan Josef Joffe, sadece Almancada değil "International Security", "The American Interest", "Prospect" gibi İngilizce dünyanın önde gelen yayın organlarında da etkilidir ve bu iki dili, Almanca ile İngilizceyi benzer rahatlıklarla -veya rahatsızlıklarla- kullandığı bilinir. Amerikan üniversitelerinde ders de veren bu iddialı analiste göre, Ankara'daki iktidar, özellikle de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, resmen “Osmanlı rüyasına” yatmış bulunuyor ve bu yolda çok tehlikeli işaretler var: "Türkiye bir büyük güç değil, yardımcı olacak bir aracı bile değil. Suriye ve İran, hatta yerkürenin öte yakasındaki Brezilya, AB ve ABD'nin sunduğu 'stratejik derinliğin' yerini tutamazlar."
|
|
Devamını oku...
|
|
Bir karşılaştır(a)mama durumu: İlhan Selçuk ve Hans Dichand |
|
|
Selim Yalçıner
VİYANA - İki gazeteci. İki, inatçı mücadelelerini medya üzerinden sürdüren insan. İlhan Selçuk, 21 Haziran 2010 günü, Hans Dichand da 17 Haziran 2010 günü yaşamlarını yitirdiler. Selçuk 85 yaşındaydı, Dichand 89. Dichand, "Kral Yapıcı" olarak tanınıyordu, Selçuk, "Krallara Başkaldıran" olarak aramızdan ayrıldı. Hans Dichand, mesleğini İngiliz Haberalma Servisi'nde öğrendi, İlhan Selçuk yargılanmalar, gözaltına alınmalar, tutuklanmalar, cezalandırmalarla.
Dichand, BBC'nin yayınlarını stenoyla kaydederek gazetelere haber yapıyordu, Selçuk, akrostişlerle tutukluğunu işkencelerle sürdürdüğünü arkadaşlarına iletiyordu. Dichand, parasızlığının yarattığı sorunları bankalar ve parası olanlarla jonglörlük yaparak kendi adına avantaja çevirmeye çalışıyordu, Selçuk, mali kaynak yetersizliğini açık alınla aşarak, elde edilebileni kolektif bir imtiyaza dönüştürüp krallara başkaldırıyı kurumsal hale getirmeye.
|
|
Devamını oku...
|
|
Fransa, Le Monde ve İlhan Selçuk |
|
|
Uğur Hüküm
PARİS - Bir nesli 20 yılla sınırlarsak, Türkiye’nin son üç nesline, geçmiş 60 yılına kendi alanında damgasını vuran iki-üç siyasi gazeteciden bir tanesi, belki de birincisi, tereddütsüz İlhan Selçuk’tur. O babamın, benim, çocuklarımın, hatta torunum yaşındaki gençlerin de “Abi”si olmuştu. İlkokul ve ortaokul yıllarımda babam Akşam, Vatan ve Cumhuriyet gazetelerinin müdavimiydi. Her gün en azından bir tanesini edinmeye özen gösterir, içindeki yazarlara göre satın alırdı. Hafta sonlarında, özellikle de pazar günleri sistemli olarak bana yüksek sesle köşe yazılarını okuturdu. Hem okuma alışkanlığı kazanmamı ister, hem de bazı yazarların makalelerinin, kulaktan dolma da olsa okul kitaplarından farklı görüş ve haberleriyle gündelik genel kültür düzeyimi yükselteceğine inanırdı. “Bak bakalım bugün Çetin (Altan) abin, İlhami (Soysal) abin, İlhan abin neler yazmış” diye beni teşvik ederdi. Ben de büyük bir ciddiyetle bu abilerimin (eleştirel) fikir ve bakışlarını kavramağa çalışırdım. Solun 60’lı yıllardaki ilk büyük kırılmasında, Milli Demokratik Devrimcileri Sosyalist Devrimcilere tercihimizde İlhan ağabeyin etkisi belirleyiciydi...
|
|
Devamını oku...
|
|
Fransa’dan bir jazz sanatçısı: Murat Öztürk |
|
|
Uğur Hüküm
PARİS - Murat Öztürk Fransa’nın yeni nesil, yükselen caz piyanistlerinden. Aynı zamanda film müzikleri ve “şanson”, Fransız şarkı geleneğinde parçalar da besteliyor. Öztürk 1973’te İtalyan bir anne ve Türk bir babadan Alsace-Lorraine bölgesinin Jary kentinde dünyaya gelir. 2001’de Fransa Müzikal Yarışması’nda “Jazz Piano Solo” dalında birincilik ödülüne layık görülür. Son yıllarda “Jazz à Vienne”, “Jazz à Saint-Germain” gibi çok saygın festivallerden de davetler alan sanatçı sürekli yeni projelerle meşgul. Bugüne kadar Fransa’da “Söyle” (2002), “Candies” (2005) ve “Crossing My Bridge” (2009) üç kişisel albümü yayınlanan, üç kültürün başarılı ürünü genç sanatçı hayatında ilk kez Türkiye’de turnedeydi. Geçtiğimiz mayıs ayında Ankara, İstanbul ve İzmir’de konserler verdi.
UĞUR HÜKÜM - Murat Öztürk’ü dünyaya getirenlerin yolu nasıl ve nerede kesişmiş ?
MURAT ÖZTÜRK – Annem Napoli, babam Emirdağ’da doğmuş. Annemin ailesi Fransa’da yaşadığı için onu da Fransa’ya getirmişler. Klasik göçmen işçi hikayesi... Lorraine bölgesindeki maden ocaklarında çalışıyorlarmış. Babam da iş bulmak için Almanya üzerinden 1972’de Fransa’ya gelmiş. O tarihlerde demir-çelik havzası Jarny’de kalabalık birer Türk ve İtalyan göçmen topluluğu varmış. Panayır mı, sokak bayramı mı ne, tamamen tesadüfen karşılaşıp, âşık oluyorlar. Babam Fransızca bile bilmiyor. Ben 1973’te doğmuşum. Babamın ilk evliliğinden bir ablam, bir de annemden kızkardeşim var. O devirde farklı topluluklar birbirilerinden ciddi biçimde ayrı yaşıyorlar, epeyce içlerine kapalılar. Hatta annemle babam birtakım işleri tamamen gizlilikle kotarıyorlar. Her durumda bir sene sonra ben dünyaya geliyorum...
|
|
Devamını oku...
|
|
Manfred Wekwerth’in gözüyle Brecht, sanat ve siyaset |
|
|
Emre Ertem
Çalışmalarını aralıksız sürdüren ünlü tiyatro adamı Manfred Wekwerth, 1929 doğumlu. 1950 yılında öğretmenlik yaptığı sırada Bertolt Brecht tarafından keşfedildi. 1951 yılından itibaren Brecht'in öğrencisi olan Wekwerth, ilk oyununu 1953 yılında Viyana Scala'da sahneye koydu. Brecht'in ölümünden sonra 1969 yılına kadar Berliner Ensemble'de oyunlar sahneye koyan Werkwerth, daha sonra Berlin Humboldt Üniversitesi'nde doktora yaptı ve 1974-77 yılları arasında Deutsches Theater'i yönetti. 1977 yılında Berliner Ensemble'nın yönetimini Ruth Berghaus'tan devralan Werkwerth, bu görevini 1991 yılına kadar sürdürdü. Berliner Ensemble'nin yönetimi yanı sıra, 1982-90 yılları arasında Alman Demokratik Cumhuriyeti Sanat Akademisi başkanlığını da yapan Wekwerth, Doğu Almanya'nın Federal Almanya’ya katılmasının hemen öncesinde, 1986-89 yılları arasında, iktidar partisi SED’nin (Sozialistische Einheitspartei Deutschlands) merkez komite üyeliği görevini yürüttü. Geçmiş yıllarda Türkiye’den de geçen Manfred Wekwerth, bugün, ileri yaşına rağmen, Brecht'i genç kuşaklara tanıtmak için sürdürülen “Brecht goes Rock” etkinliği dahil olmak üzere, birçok çalışmanın içinde faal olarak yer almaya ve makaleler yayımlamaya devam etmektedir. Wekwerth, sorularımızı yanıtladı.
|
|
Devamını oku...
|
|
Baraj karşıtı eylemler ve "perde arkasındakilere" tepki Berlin'de |
|
|
Tunceli ve çevresindeki yıkıcı enerji atılımına itiraz büyük
Anadolu'nun tam orta yerine, Munzur ve çevresinde kurulacak barajların bölgedeki tüm dengeleri altüst edeceği, doğayı ve insanı kirleteceği gerekçesiyle başlatılan eylemler, Almanya'da da giderek yayılıyor. Dersim’de yapılan, 4'ü tamamlanmış toplam 21 barajın yaratacağı kültürel ve ekolojik tahribata dikkat çekmek amacıyla yaklaşık bir yıl önce faaliyetlerine başlayan Berlin-Munzur Çevre İnisyatifi, baraj karşıtı eylemlerini haziran ayı sonunda Berlin sokaklarına taşıdı. Etkinliklere sanatçılardan yoğun destek gelmesi dikkat çekiyor.
|
|
Devamını oku...
|
|
|