Fransa, Le Monde ve İlhan Selçuk Yazdır e-Posta

Uğur Hüküm

hukum_le mondePARİS - Bir nesli 20 yılla sınırlarsak, Türkiye’nin son üç nesline, geçmiş 60 yılına kendi alanında damgasını vuran iki-üç siyasi gazeteciden bir tanesi, belki de birincisi, tereddütsüz İlhan Selçuk’tur. O babamın, benim, çocuklarımın, hatta torunum yaşındaki gençlerin de “Abi”si olmuştu. İlkokul ve ortaokul yıllarımda babam Akşam, Vatan ve Cumhuriyet gazetelerinin müdavimiydi. Her gün en azından bir tanesini edinmeye özen gösterir, içindeki yazarlara göre satın alırdı. Hafta sonlarında, özellikle de pazar günleri sistemli olarak bana yüksek sesle köşe yazılarını okuturdu. Hem okuma alışkanlığı kazanmamı ister, hem de bazı yazarların makalelerinin, kulaktan dolma da olsa okul kitaplarından farklı görüş ve haberleriyle gündelik genel kültür düzeyimi yükselteceğine inanırdı. “Bak bakalım bugün Çetin (Altan) abin, İlhami (Soysal) abin, İlhan abin neler yazmış” diye beni teşvik ederdi. Ben de büyük bir ciddiyetle bu abilerimin (eleştirel) fikir ve bakışlarını kavramağa çalışırdım. Solun 60’lı yıllardaki ilk büyük kırılmasında, Milli Demokratik Devrimcileri Sosyalist Devrimcilere tercihimizde İlhan ağabeyin etkisi belirleyiciydi...

(Onu hiç görmemiş, hiç tanımamıştım. Ama ailemin bir parçası, 40 yıllık ağabeyim gibi benimsemiştim, sevmiştim. İdeolojik plandaki “Millici/Askerci” hassasiyetine karşın, kafamdaki “Devrimci Aydın” ve “Yurtsever Gazeteci” tanımına en uyan oydu. Üstelik tutarlı ve de ilk bakışta sanıldığından çok daha evrenseldi. Çıkış noktasını, dönemin çoğu “solcu” önderleri gibi yalnızca Sovyetler Birliği ve katıksız enternasyonalist itaat, Çin sosyalizmi ve Kültür Devrimi veya Küba-Che Guevara çifti ve silahlı direniş gibi öğelere dayandırmıyordu. İnsanlığın geçmiş toplumsal ve siyasal kavgası, Anadolu’nun başkaldırı geleneği ve Alevi/Bektaşi bilgeliği kadar Fransız Devrimi’nin açtığı ve biçimlendirdiği en geniş anlamdaki “aydınlatıcı” ideolojiyi, eşitlikçi cumhuriyet ve tam bağımsız demokrasiyi de savunuyordu. Onu artık daha bir ‘aile’mden, ‘akraba’mdan görüyordum. Ancak 38 yıllık Fransa deneyimim, günbegün yaşanan somut ve örgütlü bir işçi sınıfı mücadelesi gerçeği, egemen bir kapitalizme rağmen bu ülkedeki toplumsal ilerleme, kazanımları savunma, geliştirme savaşı yaşama, dünyaya, sosyal değişime bakışıma farklılıklar getirse de özdeki bazı değerler bizi birleştirmeye devam ediyordu. O benim biricik “İlhan abi”mdi.)

İlk karşılaşma


Her daim doğuştan tanıyormuş izlenimiyle yaşadığım İlhan abiyle ilk kez, sanırım 1994’te bir İstanbul ziyaretimde tanıştım. Cumhuriyet’in Babıali’deki tarihi binasında beklenmedik sıcaklıkta bir karşılama yapmıştı. Önümdeki insan, sanki rahmetli Turhan Selçuk’un çizgi roman kahramanı “Abdülcanbaz”ın canlısıydı. Nitekim asil, zarif ve efendi görünümlü fiziği kadar, gösterdiği candan ilgi ve dikkat, hiçbir zaman iddialı olmasa da, söz ve hareketlerinden taşan lider karizması, dünya ve özellikle de Fransa güncelliğini izlemekteki titizliği beni şaşırtmış, kişiliğine duyduğum saygı ve sevgiyi arttırmıştı. “Batı’daki en büyük umudumuz Fransa. Fransız devriminin, Fransız solunun çocukları kapitalizme karşı en güçlü seddimiz, güvenimiz” derdi. Kendi deyimiyle, “Zirzop Sarkozy”nin iktidara gelmesi onda çok ciddi bir düş kırıklığı yaratmıştı. “Fransızlar böylesi seviyesiz bir adama nasıl kanarlar?” diye yakınmış, “De Gaulle’ün, hatta Chirac’ın hiç olmazsa bir devlet adamı vakarı, endamı vardı. Züppenin teki bu! Şu adamcıkta ne buldular Fransızlar? Vah, vah vah...!” demeden edememişti.

Her ziyaretimde Fransa’daki yaşam üzerine ayrıntılı sorular yöneltirdi. Kendisiyle geçirdiğim dakikalar, benim de ufkumda yeni ışıldamalar getirir, farklı boyutlar açardı. Sol partilerin, sendikaların durumlarını sorar ve de özellikle demokrasinin olmazsa olmaz koşulu “bağımsız basın”ın durumunu bilmek isterdi. Son görüşmemizde Fransız basınının temel taşı, turnusol kâğıdı Le Monde’un mali zorluklarını, yeni yönetimi ve iktidarla ilişkilerini sorgulamıştı. Fransa’ya olan ilgi ve sevgisini çoktandır tanıyordum, ancak gözlem ve sezgilerinin doğruluğu şaşırtıcı düzeydeydi. Siyasi bir örgüt veya çevrenin organı olmayan, “tam bağımsız” Le Monde bile her dönem geleneksel merkez sol çizgisini sürdürememiş, bir ara sağ eğilimli Edouard Balladur’u destekler raddeye gelmişti. Ancak kamuoyu (öncelikle okurları) ve gazete çalışanlarının tepkisi üzerine kısa sürede toparlamıştı. İlhan ağabey son yıllarda mali açıdan büyük zorluklar çeken gazetenin ne olacağını merak ediyordu.

Le Monde ve Cumhuriyet

Sevgili ağabeyim, sana o tarihte tatmin edici bir yanıt verememiştim. Gazete çalışanlarının 2 yıllık bir mücadelesinden sonra Le Monde’un geleceği (henüz resmileşmese de) bugün, 28 Haziran 2010, belli oldu. Yarının tam neler gizlediği kehaneti bize düşmez. Ancak gazetenin zararlarını “bağımsızlığa saygı” vaadiyle kapatmaya aday sermaye ortaklıklarından Bergé-Niel-Pigasse (BNP) üçlüsü ipi göğüsleyen grup oldu. Sol çevrelerin “Berlusconileşme” nitelendirdikleri bir süreçte her şeye yeltenen Nicolas Sarkozy, geçtiğimiz 7 Haziran’da gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Eric Fottorino’yu çağırtıp yeni ortaklar konusunda, bilgi alma ayağında ‘tavsiye’de bulunmuştu. Bu küstahça “içişlerine müdahale” kamuoyunda geniş bir tepki yaratmıştı. Daha sonra toplanan “Gazete Yazarları ve Çalışanları Meclisi” (SDJ) oybirliğine yakın bir oylamayla Sarkozy’nin adayı, Perdriel-Orange-Prisa (POP) üçlüsünü istemediğini ve BNP üçlüsünü tercih ettiğini açıklamıştı. 28 Haziran’a kadar ortaklığa aday olan POP grubu karar aşamasının belirleyici mercisi, Denetleme Kurulu’nun öğleden sonra yapılacak toplantısını beklemeden adaylıktan çekildiğini duyurdu.

İlhan abi, Cumhuriyet bugün dünyada “Türkiye’nin Le Monde’u” unvanına, yani ülkemizin tek “referans” gazetesi olma ayrıcalığına sahipse, bu gücünü öncelikle “çalışan ve okurları”nın Cumhuriyet’in gerçek sahipleri olmalarına ve bağımsızlığına borçludur. Son 50 yıl gibi çalkantılı bir tarih diliminde bu geminin kaptanı sendin. Yeni nesiller mirasına layık olmak için dürüst, özgür, eşit, insancıl, uygar, aydın bir toplum yolundaki saygın gazetecilik mücadeleni bırakmayacak. Rahat uyu...