|
Selim Yalçıner
VİYANA - İki gazeteci. İki, inatçı mücadelelerini medya üzerinden sürdüren insan. İlhan Selçuk, 21 Haziran 2010 günü, Hans Dichand da 17 Haziran 2010 günü yaşamlarını yitirdiler. Selçuk 85 yaşındaydı, Dichand 89. Dichand, "Kral Yapıcı" olarak tanınıyordu, Selçuk, "Krallara Başkaldıran" olarak aramızdan ayrıldı. Hans Dichand, mesleğini İngiliz Haberalma Servisi'nde öğrendi, İlhan Selçuk yargılanmalar, gözaltına alınmalar, tutuklanmalar, cezalandırmalarla.
Dichand, BBC'nin yayınlarını stenoyla kaydederek gazetelere haber yapıyordu, Selçuk, akrostişlerle tutukluğunu işkencelerle sürdürdüğünü arkadaşlarına iletiyordu. Dichand, parasızlığının yarattığı sorunları bankalar ve parası olanlarla jonglörlük yaparak kendi adına avantaja çevirmeye çalışıyordu, Selçuk, mali kaynak yetersizliğini açık alınla aşarak, elde edilebileni kolektif bir imtiyaza dönüştürüp krallara başkaldırıyı kurumsal hale getirmeye.
Hans Dichand ve İlhan Selçuk'un ortak yanları iki şekilde değerlendirilebilir: İlki, farklı açılardan ve yaklaşımlarla "Kral"ı eksenlerine almaları, ikincisi de bu tutumlarını düşmanlarının bile hayranlıklarını çekecek bir inatçılıkla sürdürebilmeleri.
İlhan Selçuk'u okurlar bilirler, yolda karşılaşıldığında ya da buluşulduğunda, en naif konuşmalara, sorulara bile büyük bir saygıyla yaklaştığını, karşısındakini hiçbir zaman küçümsemediğini ve dikkatle dinlediğini, etkilendiğini, sabırla yanıtladığını mutlaka duymuşlardır. Her kesimden insanın görüşlerine olağanüstü saygı duyduğunu da. Dichand da, ölümünden birkaç gün öncesine kadar, 89 yaşının ağırlığına direnerek gazetedeki bürosuna gelip, okur mektuplarıyla uğraşıyordu. Okurların ne dediğiyle yakından ilgiliydi. Bir röportajında, "Başarımın sırrını sizle paylaşayım: Okurların görüşlerine büyük önem veririm" diyordu.
Biri, İlhan Selçuk, popülizmin uzağından bile geçmemişti, öbürü ise popülizmden hiç sapmamıştı. Selçuk, herkesi dikkate alır ama kendi doğrultusunu ve doğru bildiklerini hiçbir zaman unutmazdı, Dichand için ise okur görüşleri, popülizme nasıl ulaşılacağının göstergesiydi. Biri, Selçuk, popülizme kaymadığı için kendisine yakın durduğunu düşünen bazıları tarafından eleştirilirdi, öbürü, Dichand, popülizmle sermayenin çıkarlarını birleştirmeye uğraşırdı. Biri, Dichand, başbakan yapar, öbürü, Selçuk, başbakanları eleştiri yağmuruna tutardı. Biri, Dichand, gazetesi Kronen Zeitung'un hisselerinin yüzde 50'sinin sahibi olarak yılda 1 milyon Avro 'kesin' gelire ve de milyonlarca Avroluk başka kazançlara sahip olurken, öbürü, Selçuk, 50 metrekarelik evinde onurunun, kendisinin ve düşüncelerinin sahibi olarak ülkesi için kafa patlatırdı.
Nereden nereye?
Ayrıntılara girmeden, Avusturya'nın en güçlü politik figürlerinden Hans Dichand'ın yaşamına bir göz gezdirmenin, yabancı düşmanlığına, ırkçılığa, antisemitizme uzanan, çok ılımlı bir biçimde de sağ popülist olarak tanımlanabilecek hayat çizgisi hakkında bilgiler derlemenin yararı olabilir.
Dichand, 29 Ocak 1921'de ayakkabı işçisi bir baba ile bir konakta yardımcı olarak çalışan annenin çocuğu olarak dünyaya geliyor. Genç Hans, çok küçük yaşlarından itibaren yapacağı işi belirliyor: Gazetecilik. İş aramaya, çırak olarak başlıyor, bulamıyor. Bulabildiği, bazı öğütler: Kendisini geliştirmesi, ilgili meslek okullarına gitmesi lazım. Öğütleri dikkate almaya başlıyor, ancak bu kez aile, babanın kendi işini kurma denemesinin başarısızlığı ile sarsılıyor. Gelir durumları çok bozuluyor, aile dağılıyor. Hans Dichand, annesiyle birlikte Graz'a geliyor. Burada, bir matbaada iş buluyor ve İkinci Paylaşım Savaşı'na kadar çalışıyor. Askere alınıyor denizci olarak ve büyük bir nakliye gemisinde görevlendiriliyor. Gemi, savaşta bir İngiliz denizaltısının saldırısına uğruyor ve batıyor. Hans Dichand, gemiden kurtulmaya çalışırken bir bacağını kırıyor, sonra geminin yan yatması üzerine içerde mahsur kalıyor, ancak geminin tekrar düzelmesiyle kurtulabiliyor, kırık bacağı ile yara bere içindeki bedenini suyun üzerinde tutmaya çalışırken bir İtalyan gemisi tarafından kurtarılıyor ve ülkesine dönüyor. İngilizlerin Avusturya'da açtığı bir muhaberat okulunu bitiriyor ve İngiliz Haberalma Servisi'nde işe başlıyor. Görevi, BBC'nin yayınlarını stenoyla kaydedip haber haline getirmek ve gazetelere servis edilmesini sağlamak.
Bu görevin ardından çeşitli gazetelerde çalışıyor ve sonunda, Kronen Zeitung'un isim hakkını, döneme göre çok büyük bir para olan 170 bin Şiling ile satın alıyor. Ardından gazeteyi geliştirebilmek için büyük, 12 milyon Şiling'lik bir kredi sağlıyor ve bu paranın yetmediği yerde de, bir ortak alarak Avusturya'nın en çok satan (1 milyona yakın) gazetesinin yarı sahibi haline geliyor. Sonra ortak ayrılıyor ve hisselerini Alman WAZ (Westdeutsche Allgemeine Zeitung) medya grubuna satıyor. Gazetesi, Hans Dichand'ın ölümünden sonra bu durumun baskısı altında bulunuyor. Aile, çocukları yani, WAZ'dan bu hisseleri alabilecekler mi, yoksa kendi hisselerini bu şirkete mi satacaklar, henüz bilinmiyor.
Dichand, gazetesini tek söz sahibi olarak yönettiği süre içinde, popülist politikalardan hiçbir şekilde vazgeçmiyor. Avusturya'da halen bazen gizli bazen açık bir biçimde, ama sürekliliği neredeyse bozulmaksızın görülen ırkçılığın, yabancı düşmanlığının gerisinde bu gazete, Kronen Zeitung, önemli bir yere sahip. Dichand, dediğini yapmış, okur görüşlerini dikkate almış. Öylesine almış ki, onları bulundukları yerden daha da sağa, ırkçılığa, yabancı düşmanlığına, antisemitizme yönlendirmiş durumda.
İki insan, iki yaşam. Öyle de yaşanıyor, böyle de. Sonunda, biri için "Merhum sağ popülistti, yabancı düşmanlığını, ırkçılığı körükledi" deniyor, öbürüne onurlu yaşamına duyulan gıptayla bakılıyor.
|